Irkçı Söylem Feminizm Değildir

Yazar: Sibel Shick

Kayseri’de Suriyeli olduğu belirtilen bir şahıs, yine Suriyeli olduğu belirtilen bir çocuğa cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklandı. Olayın üzerine Kayserililer, Suriyelilere ait olduğunu düşündükleri ev, iş yeri ve araçlara saldırdılar, kundakladılar, pogrom benzeri görüntüler yaşandı. Olayın görüntülerinin basına da yansımasıyla sosyal medyada Suriyelilere karşı ırkçı söylemler tavan yaptı. Pazartesiyi salıya bağlayan gece olaylar farklı şehirlere yayıldı. Sivas Katliamı’nın 31. yıldönümü olan 2 Temmuz 2024 sabahına, Suriyelilerin ev, dükkan ve araçlarının yakılmasına eşlik eden tekbirleri duyarak girdik.

Öncelikle Kayseri özelinde şunu açıklığa kavuşturalım: Cinsel saldırılar daima hiyerarşiyle, yani eşitsizlikle ilgilidir. Bir toplumda eğer eşitsizlik varsa, bir toplumda cinsel saldırı yaşanıyorsa, doğduğundan beri o toplumda yaşayan bireyler de, sonradan dahil olmuş bireyler de bu suçu işleyebilir. Çünkü bu toplumda bu suçu mümkün kılan bir yapı söz konusudur. Eğer Türkiye’de yabancılar da cinsel saldırı suçu işleyebiliyorsa bu, Türkiye’nin bu suçun rahatça işlenebildiği bir ülke olmasından kaynaklanmaktadır. Yani suç ilk etapta failin, fakat toplumsal olarak bizimdir.

Neden? Çünkü Türkiye’de cinsel suçların önüne ne toplumsal, ne politik ne de hukuki anlamda set çekiliyor. Yani bu ülkede zaten çocuklara, kadınlara, erk algısının dışında kalan erkeklere ve hayvanlara karşı uygulanan türlü ve sistematik bir cinsel saldırı söz konusu. Her hafta sosyal medyaya yansıyan sayısız olay, kadın cinayetlerinin sayısını not alan Anıt Sayaç, Bianet’in kadına karşı şiddet dosyası gibi uygulamalar bizi durmaksızın bu gerçekle yüz yüze getiriyor. Bu ülkede bu gözler, „Babamın sütü çok acı“ diyen bir çocuk gördü. Çocuk yaştaki öz kızına düzenli olarak tecavüz eden bu babanın suçunun ortaya çıkmasının ardından bile insanlar sokakları ateşe vermedi. Şimdi bu neden yaşanıyor? Türk erkeklerinin tecavüz etme hakkı olup, bu hakkın yabancı erkeklere verilmemesi gereken bir ayrıcalık olduğunu mu düşünüyoruz? „Bir yaparız ama onlar yapamaz“ mı yani? Peki yabancı erkek Suriyeli değil de mesela sarışın bir Amerikalı olsaydı, ya da ayağında Gucci marka ayakkabı olan bir İtalyan? O zaman tepkimiz nasıl olacaktı? O zaman Kayserililer mağdurun imdadına yetişip, sokakları yakıp yıkacaklar mıydı?

Tecrübeye dayanarak gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki: Hayır. Çünkü bu ülkede cinsel saldırılar her gün yaşanıyor, fakat kolektif tepki yalnızca şüpheli veya fail Suriyeli veya Afgan, veya içselleştirdiğimiz beyaz üstünlükçü ırkçılık kimi kendimizden daha aşağı görmemizi dikte ediyorsa, onlar olduğu sürece veriliyor. Yoksa susuyoruz. Çünkü amacımız mağdurları savunmak ya da cinsel şiddet olgusuyla mücadele etmek değil, kendimizden aşağıda gördüğümüz zanlıyı bahane ederek o gruba ait olduğunu düşündüğümüz herkese tahakküm ve şiddet uygulamak.

Hiç kimse, birilerine cinsel şiddet uygulamak için göçmez veya ülkesinden kaçmaz. İnsanların mülteci statüsüne düşmelerinin sebebi, ülkelerinde savaş, politik kaos ve terör, ayrımcılık ve yoksulluk gibi sebeplerden ötürü onurla yaşamalarının imkansız hale getirilmesidir. Birçok insan ülkesini, şehrini, ailesini, eşini dostunu sevdiklerini terk etmeyi tercih etmez ama buna mecbur kalır. Eğer bir Suriyeli, cinsel istismar suçunu gerçekten işlemiş dahi olsa, biz ne bu suçu tüm Suriyelilere mal edebililiriz, ne de bunu bahane ederek suçsuz Suriyelilere saldırabiliriz.

Kontrolsüz göç, cinsel şiddete sebep olmaz, toplumsal eşitsizlik cinsel şiddete sebep olur. Cinsel şiddete karşı alınacak en etkin önlem, eşitlik ve özgürlüktür. Tam da bu sebepten dolayı cinsel şiddet, politiktir. Politik sorunların çözümü de politik olmak zorundadır. Yani cinsel şiddete tepki vermenin çözüm odaklı yolu, sığınmacılara şiddet uygulamak değil, bu ülkede yaşayan her canlı için eşitlik ve özgürlük talep etmektir. Bu nasıl talep edilir? Örneğin bize eşitlik ve özgürlük vaat eden siyasi partiye oy vermek, partimizin demokrasi yolundan şaşmamasını toplumsal muhalefet yoluyla güvence altına almak bunun en kolay ve yaygın yollarından biridir.

Türkiye’de nefes almak artık herkes için çok zor. Birçok insan haklı olarak son derece öfkeli. Fakat öfkeyi dışa vururken, öfkenin sebebini, kaynağını doğru tespit etmeli ve buna göre hareket etmeliyiz. Bizden daha zayıf olana nefret kusmak ve şiddet uygulamak, hayatta yapılacak en kolay ve en korkakça davranıştır, üstüne şiddeti normalleştirir. Mevzu bahis güvenlikse, saldırganlar neden polise askere hesap sormuyor? Eğer sorun hükümetin göç politikasıysa, neden Ankara’ya gidip kabineye hesap sormuyorlar? Çünkü sığınmacının evini, dükkanını, arabasını ateşe vermek daha kolay. Kısacası güçleri onlara yetiyor.

Kayseri ve diğer illerdeki pogromun failleri eminim kendilerini feminist olarak tanımlamıyorlardır. Fakat sosyal medyada maalesef feminist olduğunu iddia eden birçok hesap, faillerden geri kalmayan ırkçı ifadelerde bulunuyor ve bunları feminizmin moruna boyamaya çalışıyor. Feminizm vizyon ve cesaret gerektirir. Irkçı söylemler üretmek, feminizm değildir. Feminizm eşitlik ve dayanışma odaklı bir siyasi harekettir ve amacı, herkes için sürdürülebilir bir gelecek inşa etmektir. Eleştirmeye çalıştığımız şeyden farklı davranmak, feminizmin en büyük sorumluluklarından biridir.